30 Mart 2008 Pazar

22 Mart 2008 Cumartesi

Equinox Dans Projesi


21 Mart. Bir çokları için anlam ifade etmesede, bu gün oldukça anlamlı bir gün. Hem baharın gelişini simgeleyen Nevruz bayramı, hem de gece ve gündüzün eşit olduğu bir gün, yani Ekinoks... Dans grubumuz burdan yola çıkarak kuruldu. Bizim için ekinoks geceyle gündüzü eşitliyorsa görenlerle görmeyenleride eşitleyebilirdi. Çıkış noktamızın sağlamlığına inanarak 4 görme engelli ve engeli bulunmayan 5 dansçıdan oluşan çekirdek kadroyla 2006 Aralık ayında çalışmalara başladık. Grubun eğitmenliğini koreograf Talin Büyükkurkciyan ve Sibel Lynch üstlendi. Çalışmaya başladığımız ilk proje "müziği görebilir misin?" temasından yola çıkan "Sınırlar-Boundaries" projesiydi.

Bu projede; sınırların, önyargıların ve engellerin bizi yapmak istediklerimizden alıkoyduğu ve gözümüze adeta bir bant çektiği gerçeğiydi. Görme engelli ve görme engelli olmayan arkadaşlarımız sayesinde oluşturduğumuz koreografi,bütününde bu sınırları ortadan kaldırılırken bizim gören gözlerimizin de başka türlü farkında olamayacağı bir güzelliğe açılmasını sağladı. Performans, bize artık gözlerimizi açmamız gerektiğini gösterdi ve müziği görebilmeyi öğretti.

Filmin yönetmenliğini Sibel Lynch, görüntü yönetmenliğini ve kurgusunu U.Yiğit Ekiz yaptı. Bu proje "Dans for Camera 06" yarışmasında uluslararası bir zeminde sesimizi duyurmaya ve görme engelli arkadaşlarımızın başarısını göstermeye çalıştı. Yaklaşık 100 kadar dans filmi arasından ilk yirmiye girerek gösterim hakkı kazandık ve sesimizi sizlere ulaştı ve bu da heyecanımızı bir kat daha perçinledi.
Şimdi yeniden, yeni projelerle ve görme engeli bulunan arkadaşlarımızla kucaklaşabilmek için hazırlanıyoruz. Bu konuda bize destek verebilecek tüm kurum, kuruluş ve kişilerden fikir, öneri ve destek bekliyoruz...
Yolumuz daima açık olacak çünkü gayet iyi "görebilen" sağlam gözlere sahibiz!

Yeniden doğduk, İyi ki doğduk..!

• • • •

Facebook : Equinox Dance Project

Youtube : Sınırlar - Boundaries

Fotoğraf Galerisi : Deviantart

17 Mart 2008 Pazartesi

16 MART 1978'DEN 16 MART 2008'E




Partilerinin kapatılmaması için demokrasiden dem vuranlar daha dün 16 Mart katliamının faili (dava hala sürüyor!!!), susurluk çetesinin mensubu eli kanlı ülkücü mehmet gül'ün cenazesinde demokrat kimliklerini bir kez daha sergilediler... "Derin" çok "derin" taaaa CİA lara MİT lere dayanan bir üzüntü içindeydiler...
Başları sağolsun!!

16 MART 1978'DEN 16 MART 2008'E

30 yıl önce İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde, öğle saatlerinde, üniversiteden çıkan bir grup solcu öğrenci üzerine bomba atıldı. Saldırı sonucu, Hatice Özen, Baki Ekiz, A.Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl olay yerinde, Cemil Sönmez kaldırıldığı hastanede ölmüş, 50 kişi de yaralanmıştı.

Yaşanan olay kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), 20 Mart'ta "Faşizme İhtar" adıyla işi bırakma eylemi gerçekleştirdi. Polis Memurları Dayanışma Derneği (Pol-Der) İstanbul Şubesi Başkanı, bombalı saldırı istihbaratının olaydan 10 gün önce üniversitedeki polis amirliğine bildirildiğini açıkladı. Bu uyarıyı dikkate alması gerekenlerden biri de üniversitedeki polis noktasında görevli Reşat Altay'dı . Fakat Altay, o gün öğrencileri genel uygulamanın aksine, ön kapıdan çıkmaları için yönlendirdi. Rütbe almayı sürdüren ve son olarak Trabzon Emniyet Müdürü olan Altay, Hrant Dink cinayetinde "ihbarı" değerlendirmediği gerekçesiyle görevden alındı.

Olayın sanıkları olduğu ileri sürülen şimdiki Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili Mehmet Gül'ün de içinde bulunduğu 5 Ülkücü delil yetersizliğinden beraat ettiler. Zamanaşımına bırakılan dosya, bir grup avukat tarafından 16 Mart 1988'de yeniden açıldı, yargılama sürüyor.

1978'de Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No'lu Askeri Mahkeme'de açılan davada, dönemin Ülkü Ocakları Derneği (ÜOD) İstanbul Şube Başkanı Orhan Çakıroğlu, sonradan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) milletvekili olan ÜOD yöneticilerinden Mehmet Gül, dönemin MHP Gençlik Kolları Başkanı Kazım Ayaydın, ÜOD'li Sıddık Polat ve Ahmet Hamdi Paksoy yargılandı. Mahkeme, Polat'ı 10 yıl ağır hapis cezasına çarptırdı. Diğer sanıklar ise "delil yetersizliği"nden beraat etti. Karar, Yargıtay tarafından bozuldu. Mahkeme kararında direndiyse de Yargıtay'ın ikinci kez kararı bozmasının ardından 1984'te tüm sanıklar hakkında "beraat" hükmü verildi.

1995'te yeni tanıklarla yeni bir iddianame hazırlanan dava hâlâ İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde sürüyor. Katliamı gerçekleştirenlerden olduğu öne sürülen ve konuşmaması için öldürüldüğü iddia edilen Zülküf İsot'un ablası tanık Remziye Akyol, mahkemeye verdiği ifadede katliamı kardeşinin polis memuru Mustafa Doğan, Latif Aktı ve Sıddık Polat ile birlikte gerçekleştirdiğini söyleyerek emri MHP lideri Alparslan Türkeş'in verdiğini açıkladı. Mustafa Doğan kırmızı bültenle aranmasına rağmen sanık sandalyesine oturmadı.

8 Temmuz 1996'da, Ankara 5. ağır Ceza Mahkemesi'nden istenilen MHP Ana Davası'nın gerekçeli kararında başta Alparslan Türkeş olmak üzere MHP yöneticilerinin isimlerinin yer aldığı sayfaların eksik olarak gönderildiği ortaya çıktı.

Susurluk Skandalı'nda da yer alan Abdullah Çatlı'nın 16 Mart katliamında atılan bombaları temin ettiği de ortaya çıktı. Çatlı'ya verilen bombalarınsa ordu tarafından temin edildiği 24 Kasım 1997 tarihli duruşmada dinlenen astsubay Oğuz Serçinlioğlu'nun ifadesinde yer alıyordu.

Katliamın ardından Reşat Altay'ın Çatlı'yla telefonda görüştüğü Susurluk davasında ortaya çıkan başka bir gerçekti. 1997'de Susurluk Komisyonu'na gelen bazı belgelerden dönemin Ülkü Ocakları başkanı Lokman Kundakçı ile dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş arasında katliama ilişkin önemli bir görüşme yapıldığı ortaya çıktı. Avukatlar belgeyi mahkemeye sundu. Milli İstihbarat Teşkilatı'ndan (MİT) tutanakların tamamını istedi. MİT bu isteği reddetti.

Avukatlar sonuç alınmaması üzerine "MİT'in mahkemeye müdahale ettiği, savunma haklarının kısıtlandığı" gerekçesiyle davadan çekildi. Üç yıldır davadan çekilmese de protesto amaçlı olarak duruşmalara katılmayan avukat Cem Alptekin "gizli belgeleri açıkladığı" iddiasıyla 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandı ve beraat kararı verildi. Ancak dava sonuçlanmadı.

Avukatlar MİT'in belgeleri göndermeyi reddetmesi üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu.

Kaynak: Ankara SGD

Bağlantılar:
http://www.marksist.com/cem_keskin/16_mart_beyazit_katliami.htm
http://www.evrensel.net/01/03/16/dosya.html
http://www.milliyet.com.tr/2003/03/16/yazar/dundar.html
http://www.cnnturk.com/YASAM/DIGER/haber_detay.asp?PID=223&haberID=163622

13 Mart 2008 Perşembe

Eğer

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

Can Yücel

12 Mart 2008 Çarşamba

Düşümde Gördüm Ki

Düşümde gördüm ki alıp götürüyorsun beni
beyaz bir patika üzeri
yemyeşil kırlar ortasında
mavi tepelere
dingin bir sabah vakti.

Hissettim ellerini ellerimde,
senin dost elini,
ve kız çocuğu sesin çaldı kulaklarımda
yeni bir çan gibi,
baharın şafağından
bakire bir çan gibi.
Ordaydılar, sesin ve ellerin,
düşümde, nasıl da gerçektiler!...
Sen yaşa, ey umut...

Antonio Machado

10 Mart 2008 Pazartesi

Tahir'le Zühre Meselesi

Tahir olmak da ayıp değil
Zühre olmak da..
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Bütün iş Tahir'le Zühre olabilmekte
Yani yürekte.

Mesela bir barikatta dövüşerek
mesela kuzey kutbunu keşfe giderken
mesela denerken damarlarmda bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanm da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Nazım Hikmet - 1947

3 Mart 2008 Pazartesi

İnsan Pazarı

Gondulardan gelmişik
açlık nedir bilmişik
aman ağbey yaman ağbey
gör bizi

Sabahın seherinde sıcak yataktan
kopmuşuk da gelmişik bu güvenpark'a
gelmişik de birikmişik bu güvenpark'ta
'angara angara güzel angara'
aman ağbey yaman ağbey
gör bizi

Çorum'lardan suvas'lardan oluruk
çangırı'dan erzincan'dan gelirik
gırşeher'den yozgat'tanık vallaha
ayşe'lerik fatma'larık gülüzar'larık
güllü'lerik hatçe'lerik ağbeyim
açlık nedir bilirik
hele sen bir al bizi
hele sen bir olur de
biz her işi görürük

Cam silerik parıl parıl
halı kilim silkerik
ağartırık gap-gacağı
aş da yaparık
çamaşır dikiş nakış
yatak da gabartırık
süpürürük tertemiz
gül-gülüstan ederik
bakma öyle kibir kibir ağbeyim
bakma öyle horgörük
hele sen bir olur de
hele sen bir al bizi
hele sen bir goku sür
sultan olur sekerik
açlığın dini olmaz ağbeyim
yoksulluğun vatanı
kör olasın gahpe devran
biz açlığı bilirik

Güvenpark'ta bir anıt var
gördün mü
aha böyle yamrı yumru bir daşdan
bildin mi
yazıyo ki o anıtta ağbeyim
'övün çalış güven türk'
garga bokun yememiş
it deşmemiş çöplüğü
biz gelirik gondulardan ağbeyim
aha orda bekleşirik
beklerik ki gelsinler
bizi ordan alsınlar
yap desinler aha şunu
yap desinler aha bunu
üşenmezik erinmezik
biz her işi görürük
yeter ki gelsin epmek
yeter ki brakmasın bu can bu teni

Türkük diye övünüyok ağbeyim
açlık türkü bilmiyo ki
varak diyok iş üstüne
çağır çağır gelmiyo ki
çalışsak da güvensek da ağbeyim
övünsek da olma mı
anam sayrı üç yıldır
babam işsiz ağbeyim
gardaşlarım daha güççük
daha suçsuz ağbeyim
birileri gelse de alsa ya beni
yuğsam da arıtsam ya kirlilerini

Dersim'lerden suvas'lardan oluruk
gıtlıklardan gıyımlardan gelirik
erinmezik üşenmezik ağbeyim
biz açlığı bilirik
güvenpark'ta o anıta
selam saygı ederik

Hasan Hüseyin Korkmazgil



Photo:
Ceren Gamze Yaşar
Galeriye gitmek için tıklayınız...